Defo

3 ay önce     kültür sanat 0
Defo

Robinson'un yamyam arkadaşının adı neden Cuma'dır?

 

Diyeceksiniz ki "onu cuma günü bulduğu için"...

Peki, haftanın başka günü yok muydu da, yazar Daniel Defoe özellikle Cuma gününü tercih etmişti?

Pazar deseydi onu da sorgulardım, Cumartesiyi de...

Neden Pazartesi, Salı, Çarşamba, Perşembe değil de Cuma?

Garip bir tesadüf mü?

Bir başka garip tesadüf de Robinson'un Cuma’sının siyahi bir yamyam olması değil midir?

Sonra hikayedeki Cuma'nın eğitilmesi, Robinson'un dilini öğrenmesi...?

 

Robinson Crusoe, nesiller boyu okunan bir macera romanı özelliğini hala koruyor. Dedelerimiz, ninelerimiz, anne ve babalarımızdan sonra bizlerin, bizlerden sonra da çocuklarımızın okuduğu bir eser. Yüzyıllar boyu da okunacağa benzer. Yerini sağlamlaştırmış bu eserin adını bildiğimiz kadar yazarını da tanıyıp biliyor muyuz?

Yazarın adı kitabın üzerinde Daniel Defoe’dur. Fakat gerçekte Daniel Defoe kimdir?

Daniel Defoe, 1660 yılında Londra’da dünyaya gelmiş ve 1731 yılında yine Londra’da dünyaya gözlerini kapatmış bir İngiliz yazardır. Hayatı çalkantılıdır. Babası James Foe, varlıklı bir mum imalatçısıdır. İngiltere Kilisesi'nden ayrılma yanlılarındandır. Bu yüzden yazarın otuz beşine doğru kullanmaya başladığı "Defoe" soyadının özgün aile adı olduğu sanılır. Yani Kilise’ye karşı tavırları bir nevi “defo” algısına sebep olmuş gibidir. Aile defolu mudur? Dini çevrelerin işine gelmeyen kişiler sakıncalı değil midir hâlihazırda günümüzde de?

Baba James Foe, oğlu Daniel’i Oxford ya da Cambridge yerine Newington Green'de Rev. Charles Morton'ın yönettiği akademiye gönderir. Presbiteryen Papazı olmak üzere yetiştirilen yazarımız, papaz olmaktan vaz geçerek ticarete atılır. Fakat ticarette çok başarılı olmadığını kendisinin “"Benim kadar kısmeti değişen yoktur. Tam on üç kez zengin oldum ve yoksul" sözlerinden çıkartabiliriz. İnişli çıkışlı bir ticari hayattır onunkisi. Savaşlarla siyasi çalkantıların da payı vardır ticari başarısızlığında. Sigortacılığa soyunduğunda, sigorta yaptığı gemiler Fransa savaşı sırasında batmıştır mesela. Kiremit ve tuğlacılık işine girdiğinde de siyasal nedenlerle tutuklanmış, bu kez de tutukluluk sebebiyle iflas etmiştir ne yazık ki…

Politikayla aile geleneği gereği mi ilgilenmiştir bilinmez ama o da babası gibi İngiltere Kilisesi’ne karşı tavır almış, konuyla ilgili yazılar yazmış, tutuklanmış, teşhir cezası almış,  "Kralın kölesi olmayan İngilizlerin, parlamentonun da kölesi olamayacaklarına” dikkat çekerek büyük bir çıkışa imza atmıştır. Ondan sonra da zaten hayatı bir tutuklu-bir serbest olarak geçmiştir. 1702’de yazdığı en ünlü ve ustaca yergisi “Ayrılıkçılarla Baş Etmenin En Kestirme Yolu ”dur. Bu kitapçık Katolik ayin usullerinin benimsenmesini savunuyor gibi kaleme alınmıştır ve dolayısıyla da çok satılmıştır. Ama gerçekte savunduğu sanılan Katolik ayinlerinin saçmalığını gözler önüne serdiği anlaşılınca, Defoe yayın yoluyla isyana teşvik suçundan yargılanır ve Mayıs 1703'te tutuklanır. Kendisine suçunu kabul ederek mahkemenin insafına sığınması tavsiye edilir. O da, önerilen şekilde mahkemenin insafına sığınır fakat sonuç hiç de beklediği gibi olmaz. Hem para cezası alır, hem de üç kez teşhir edilme cezası… Cezalarının affı için kendisine ayrılıkçıları ele vermesi teklif edilse de kabul etmez.

Defoe cezasını çekmeyi beklerken “Teşhir Cezasına Övgü” yü kaleme alınca sokaklarda teşhir edilme cezası bir kutlamaya dönüşür. Halk onun şerefine kadehler kaldırır, şiiri sokaklarda okunur, teşhir aracı çiçek yağmuruna tutulur.

Teşhir cezasının tantanalı bir şekilde tamamlanmasının ardından Defoe, Newgate Hapishanesi’ne kapatılır. Mahkûmiyetiyle birlikte ticari iflası da kaçınılmazdır ve yazarın en büyük sıkıntısı geçim sıkıntısı çeken kalabalık ailesidir bu aşamadan sonra. Çaresizlikten Robert Harley'e başvurur. Robert Harley, Tory and Anglican partisinin lideri konumundadır ve yardım edecektir ama yardımlarına karşılık Defoe'nun yazarlığından ve istihbarat ajanı olarak hizmetinden yararlanacaktır. Bundan sonra Daniel Defoe dört bir yanı dolaşarak, raporlar hazırlayarak, öğütlerini kaleme alıp yergiler yazarak efendilerine canı gönülden hizmet etmek zorundadır artık…

Robinso’nun yaratıcısının hayatı ticari ve siyasi gelgitler içinde hareketlidir. Aslında oldukça cesur bir kalemdir fakat içine düştüğü ya da düşürüldüğü durumdan bir nevi kalemini satarak sıyrılma şansı tanınmıştır kendisine.

Kraliçe Anne dönemine denk gelen yıllarda Review adlı süreli bir yayın organını hayata geçirir ve uzun yıllar başarıyla sürdürür bu girişimini. Review fiilen hükümetin başlıca yayın organıdır. Zaman zaman gösterdiği bağımsız tavra karşın Defoe ılımlı Tory çizgisinden ayrılmaz ama politikanın yanı sıra güncel sorunları, din, ticaret, ahlak, davranış kuralları gibi konulan da gündeme getirir.

1714’de I. George'un tahta çıkmasıyla Tory'ler iktidardan düşer fakat iktidara gelen Whig'ler de Defoe'nun öneminin farkındadır. Böylece Defoe zamanın hükümeti adına yazmayı ve haber alma hizmetini sürdürür.

Aslında yeterli şöhreti kazanmıştır süreli yayınlarıyla, yazdıklarıyla ama onun kaleminin ölümsüzlük nişanı 1719'da yayımladığı Robinson Crusoe’dur. 

Şimdi tekrar yazımın başındaki soruyu yineliyorum Robinson’un kurtarıp, sahip çıktığı siyahi yamyamın adının Cuma olması ve onu bir Cuma günü bulması tesadüf olabilir mi?

Yazarın otuz yaşından sonra kendisine yakıştırıp kullandığı soyadı da ilginçtir: “DEFOE”!

Defoe, defo çağrışımı yapıyor insan zihninde. Diyeceksiniz ki o bir İngiliz. Evet, ama “defo” kelimesinin kökeni de Latincedir, Fransızcadan dilimize evrilmiştir ve  ayrıca İngilizce karşılığı da “defect” tir. Ses düzeyinde ve anlamsal olarak üst üste çakışır dillerde kullanılış bakımından dikkat edilirse. Tüm bunları birleştirdiğimizde Robinson Crusoe’daki Cuma adı bilinçli kullanılmış sırıtkan bir defodur… Unutmayın ki yazar Katoliklere pabucunu ters giydirmiş bir kaleme sahiptir…

Dini konulara bunca kafa yormuş, Katoliklerle ters düşmüş birinin İslam Dinince kutsal sayılan bir günü es geçmesi mümkün müdür? Müslümanların eğitilebilir olmasına mı atıfta bulunmuştur yoksa onların yamyam bile olsalar Hristiyanlar tarafından yola getirilebileceğine mi dikkat çekmek istemiştir bilinmez fakat ilginç olan hala günümüzde de Hristiyanların İslamiyet’e tepeden bakış üslubudur…

 

Zeynep Ülker Sülün

 

    Bu habere henüz bir yorum yazılmamış. İlk yorumu siz yazın!