kültür sanat Tolstoy'un Derdi Neydi?

Tolstoy'un Derdi Neydi?

4 ay önce     kültür sanat 0
Tolstoy'un Derdi Neydi?

Tolstoy'un derdi neydi acaba?

Zengin doğan şanslı yüzdelik diliminde, zenginlik içinde yaşamaktan sıkılmak mı? Yoksa aynı hayat görüşüne sahip olmayan karısıyla sürekli ters düşüp evin içinde mutsuz yaşamak mı? Belki de davul bile dengi dengine sözünün gerekliliğiyle, standardı aynı olduğu için evlendiği karısına duyması gereken manevi yakınlığın yerini dolduran maddi uzaklıktı onu böylesine mutsuz eden...? Parasal sıkıntısı olmayan insanların tatminsizliğinin farklı şekillerde, başka türlü rahatsızlıklarla hayatını cehenneme çevirişinin hikayesidir Tolstoy'un hayatı. Onca muhteşem eserler bırakmıştır geriye fakat en etkili romanının kendi biyografisi olduğundan habersizdir mutlaka..

Tolstoy'un yazdıkları ne ki, kendi özlemlerinin, arayışlarının, mutsuzluklarının, evden kaçışlarının yanında ? Adam gerçek yaşantısının, saplantılı düşün dünyasıyla çelişkili olmasıyla kendi kendisine farkında olmadan mutsuz bir hayat planı yazıp çizmiştir ki, son nefesini de küçük bir tren istasyonunun kulübesinde veriyor. Yıllarca merak edip, denemeyi hayallediği yoksul hayatı son nefesinde tattığının farkında bile olamadan ölüyor. "Peki ama köylüler nasıl ölüyor?" diye sorduğuna göre, orada fakirlik içinde olduğunun bilincinde değilmiş garip...

Nasıl olsun ki? Zenginliği tüm haşmetiyle arkasında bırakırken, kulübenin o perişan pejmurdeliği gelip geçici bir konaklama yeri onun için... Her türlü konaklama yeri olmuş hakikaten Tolstoy için. Ölümden önceki son durak ya da yaşam yolundan son çıkış..!

Adı sanı bilinmeyen o istasyondaki küçücük yoksul kulübenin, kendi ölümüyle birlikte ünleneceğini, müze yapılacağını bilseydi Tolstoy, her halde imrendiği yoksulluğun ona göre güzelliği bozulduğu için kahrolurdu...

O istasyonda ateşler içinde yatarken, haberi alan 48 yıllık eşi deli divane olmuş vaziyette koşturup oraya gelmiş ama Ünlü yazar karısıyla görüşmeyi istememiş ve kadıncağız kocasını, içinde yattığı kulübenin camından bakarak beklemiş.

Peh breh anasını, istediği kadar ünlü bir yazar olsun, adam ne inatçıymış be..!

Evlilikleri süresince ne kadına rahat vermiş ne de kendisine, vıdı vıdı yemiş bitirmiş tüm mutlu olunacak şeyleri, kendisinin işkencecisi yapmayı başarmış..

Evden kaçmalarıyla meşhur yazar ölümle noktalanan bu son kaçışından önce de iki kez daha kaçmış fakat karısının intihar edeceğini düşünüp geri dönmüş... Evden kaçışlarının nedenini güncesinde şöyle yazmış:

"Ailem içerisinde rahat değilim. Çünkü yakınlarımın duygularını paylaşamıyorum. Onları sevindiren her şeyi, okul sınavlarını, yüksek tabakadan kimseler arasında başarı kazanmayı, alışverişleri, bütün bunları ben onlar için bir kötülük ve felaket olarak görüyorum ama bunu onlara söylememeliyim. Aslında söyleyebilirim ve söyledim de.Ama bu sözlerimden kimse bir şey anlamadı.

Böyle yaşayamayacağımı ve yaşamak da istemediğimi bir anlasalar artık. Özel giysili uşaklarla çevrilmiş, gümüş tabaklar içerisinde dört türlü yemek ve bütün bu gibi gereksiz şeylerle ve başkaları kendileri için en gerekli şeyleri bile bulamadıkları halde... Oysa hepsi onlardan bir tek fedakarlık beklediğimi biliyor: Yalnızca lüksten vaz geçmelerini. Tanrı'nın, insanların arasında egemen olmasını istediği eşitliğe karşı işlenmiş korkunç bir günahtan başka bir şey olmayan şu lüksten vaz geçmelerini istiyorum sadece.

Ne yazık ki, yatağımı ve hayatımı paylaşan karım, düşüncelerimi de aynı şekilde paylaşacak yerde onlara düşman kesiliyor. Boynuma asılmış bir değirmen taşı o. Beni sahte ve yalancı bir hayata sürükleyen ve vicdanıma yük olan bir ağırlık."

Adamın derdi buymuş; varlık içindeki lüks yaşamdan ailesinin vaz geçmesini istiyormuş... Garipsek bir kişilik...

Ailesinden kalan o zenginliği, öksüz ve yetim bir çocuk olarak ebeveynleriyle yaşayamamasının acılarının bedelini, belki de kendi ailesini bu şekilde yoksunlaştırmak isteyerek birilerinden çıkartmak isteğidir bu kim bilir..? Annesiz babasız geçirdiği çocukluğuyla, kendi çocuklarının hayatını mukayese edişindeki duyduğu ıstıraptır belki de onu bu tür mutsuzluklara iten... Yoksa bir baba neden çocuklarının ve karısının varlık içinde yaşamasından rahatsızlık duysun ve bunu ileri bir boyuta taşıyarak Tanrısal emirle özdeşleştirsin? Üstelik kilise tarafından aforoz edilmiş biriyken..? Baştan sona üzerinde türlü çeşit yoruma açık, çokça konuşulası bir hayat Tolstoy'unki, romanları hikaye..!

Fakirler için "işte zengin ve ünlüler böyle ölüyor" diye bir saptama yapabiliriz de yazar için fakirlerin nasıl öldüğünü anlatamayız. Zaten o anlatılmaz yaşanılır... Yaşanılır, yoksunluklara kahretmenin her dakikasında defalarca ölmenin ne demek olduğu.. Çocuğunun ayağındaki patlak, bir başkasının eskisi ayakkabıya bakarken lanet ederken yaşar ölümü fakir baba, evladını soğuk kış gecesinde yakacağı olmayan, damı akan, kapısı, penceresi üfleyen bir odanın içinde donmasın diye eski battaniye parçalarıyla sarıp sarmalarken yaşar ölümü bir anne...

Yoksulluktan, okul çağına gelmiş yavrusunu sefil bir yurda verirken ve o yurttan yanarak ölmüş minik cesedi alırken yaşar ölümü fakirliğine kahrederek...

Zeynep Ülker Sülün 18.6.2017

    Bu habere henüz bir yorum yazılmamış. İlk yorumu siz yazın!